NEREYE SAVRULUYORUZ? (10) TARIM VE HAYVANCILIK

Bir zamanlar ülkemiz, “tahıl üretimi kendine yeterli olan sayılı ülkelerden biri” olarak anılıyordu. Ama 2002 yılından itibaren bu özelliğimiz gittikçe kaybolmaya yüz tuttu.  

İktidar partisi ne hikmetse ülkenin “Tarım ve Hayvancılığına” galiba yeterli özeni gösteremedi veya göstermedi. Bunun en çarpıcı belirtilerini ise hemen her yıl yurt dışından çeşitli türde tahıl ve Güney Amerika ülkelerinden bile “canlı veya kesilmiş hayvan” ithalatı yaparak görüyoruz.

Hala da örneğin savaş ortamında bulunan Ukrayna ve Rusya gibi ülkelerden buğday ithalatına devam ediyoruz. Çünkü yıllar içinde toprağını ekip, biçen köylüye verilmesi gereken mali destek ne yazık ki artık ya verilemiyor ya da yetersiz kalıyor.

Keza büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiricilerimizin durumu da ondan farklı değil. Yeterli devlet desteği alamayan çiftçi ve hayvan yetiştiricileri birer birer işlerine son verip yaşadıkları toprakları ne yazık ki terk ediyor.

Devletin resmi istatistiklere göre, 2002 yılında ekili tarım alanı 26 milyon 579 bin hektar iken, 2019 yılına gelindiğinde ekili tarım arazisi 23 milyon 94 bin hektara kadar düşmüş. Bu süre içerisinde çiftçi sayımız ise % 48 e gerilemiş.

Hayvancılığa gelince 2002 yılı TÜİK verilerine göre toplam büyükbaş hayvan sayısı 9 milyon 803 bin, USK yani Ulusal Süt Konseyi’ne göre küçükbaş hayvan sayısı ise 31 milyon 954 bin imiş.

2019 yılı sonu itibariyle büyükbaş hayvan sayısı 18 milyon 251 bine yükselirken, küçükbaş hayvan sayısı da 49 milyon 816 bine yükselmiş. Bu artışlar insan nüfusumuzun artması oranında, mazota, gübreye, zirai ilaçlara ve hayvan yemi saman ve arpaya gelen zamlar nedeniyle, yıllar itibariyle yetersiz kalınca da haliyle çare her iki sektörde de ithalatta aranmış.

2002 yılında Türkiye’nin nüfusu 66 milyon iken 2019 yılına gelindiğinde kabaca 84 milyon olmuş, yani artış %27’yi bulmuş. Bu sürede büyükbaş hayvan artış oranı %100’ü bulurken, küçükbaş artış oranı ise %56 da kalmış.

Buradan çıkan sonuç görüldüğü gibi, bütçesi her yıl dolar bazında artarak açık veren bir yönetim için mantıken olumsuzdur.

Çözüm çok nettir. Ülkesinin temel kalkınma ayaklarının ikisi tarım ve hayvancılık olan siyasiler, vakit kaybetmeksizin derhal çiftçi ve hayvan yetiştiricisini maddi açıdan desteklemeli ve üretimin arttırılması özendirmelidir.

Verilen destek olumlu sonuç verdiğinde, ülkemizde başka bir olumlu gelişmeye de kapı açılmış olacaktır. O da kırsal kesimi iş kaybına dayanan zorunluluk nedeniyle terk edip şehir varoşlarına zoraki yerleşmek zorunda kalan çiftçi ve hayvan yetiştiricimiz, yaşadığı şehirden pılı pırtıyı toplayıp tekrar terk ettiği güzelim topraklarına geri dönüş yapacaktır.  

Gelecek yazıda şayet ilimi, bilimi görmezsen, çöküş acımasızlaşır konusu hakkında bilgi vereceğim.

Dijital erişim: Google-Polatlı Postası-Yazarlar