NEREYE SAVRULUYORUZ? (13) PADİŞAH’IN ÜMMETİ!

 Şimdi esas konumuza dönelim artık. Yani biz Türkler Anadolu Selçuklu Devleti ile Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsayan zaman diliminde acaba ne gibi bir düşünce yapısına sahiptik? Nasıl bir sosyolojik bir yapımız vardı? Diye kendimize sorular soracak olursak, galiba öncelikli cevabı yapısal özelliğimizde aramamız gerekecek diye düşünüyorum.

 Örnekleyecek olursak… Bahsi geçen bu sürecin özellikle 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğunun, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan topraklar üzerinde iki ana bölüm halinde insan yaşıyordu.

 Birinci Bölümü oluşturan kesimi de iki ayrı gruba bölmek mümkündür. Bunların ilki; Balkanlarda yaşayan Gayrı Müslim bazı ailelerin, parlak gelecek vaadiyle birer küçük erkek evlatları (istikbal vaadiyle) alınarak İstanbul’daki Padişah Sarayının Enderun adı verilen bölümünde yetiştiriliyordu. Bu çocuklara devşirme denirdi.

 Bu zeki çocuklar önce İslam terbiyesiyle yoğurularak Müslüman yapılırdı. Bu gençler de sarayda aldıkları yüksek düzeyli eğitim sayesinde adım, adım yükselerek Vezir veya Sadrazam bile olurdu. Bu eğitimli, birkaç dil bilen kesim Osmanlının Aristokrat Sınıfıydı. Konaklarda hatta Küçük ölçekli Malikanelerde oturur, Müslüman hanımlarla evlenir ve savaş ganimetlerinin tabiri caizse “aslan payını” alırdı. Zenginlik onların hakkıydı.

 Birinci Bölümün ikinci kesimini ise, başta İstanbul olmak üzere Anadolu ve Rumeli’nin birçok şehir ve kasabasında azınlık olarak adlandırılan Rum, Yahudi ve Ermeniler yaşardı. Bunlar askerlik yapmaz, sanatla veya ticaretle uğraşırlardı. Hemen hemen hepsi de yaşadıkları şehrin kalburüstü, varlıklı insanlarıydı.

 Şimdi gelelim bu topraklarda yaşayan, nüfus olarak en büyük olan İkinci guruba: Bu grupta yer alan insanlar, yaşadıkları toprakların asıl sahipleri olan ve yüzyıllarca boğaz tokluğuna çalışıp alın teri döken cefakar “Türk Köylüsü” idi. Eğitim düzeyi Sıbyan ( yani mahalle) Mektebinden öteye gitmeyen, sadece alışveriş yapabilecek kadar matematik bilgisi olan bu topluluğa “ümmet” adı verilmişti.

 Bu Türk köylüsünün en önemli özelliği ise İslam Dinine sıkı, sıkıya bağlı olması hatta tüm yaşantısını dini inancı ile yoğurması idi. Padişahına adeta taparcasına bağlı olan bu topluma, beş vakit gidip ibadet ettikleri camiin hocası, “İslam’ı seçmeyenler kafirdir, zındıktır” gibi çok radikal fikirleri aşılamakta olduğundan, bu toplumun gözünde Avrupalı Hıristiyanların yaptığı biç bir şey makbul sayılmazdı. Onların örnek alınacak bir tarafı yoktu.

 Ama bu yoksul ama fedakar Türk Köylüsü vatan savunmasının, düşmana karşı koymanın ne demek olduğunu çok iyi bilirdi. Savaş çıktığında, Osmanlı Ordusunun ön saflarında “şehitlik ve gazilik” ödülüyle canlarını feda edercesine yer alan bu yiğit insanlar asla değişmedi ve…  

Gelecek yazı, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı ne anlama geliyor, bu konuda bilgi vereceğim.

 Dijital erişim: Google-Polatlı Postası-Yazarlar