KÖŞE YAZISI – 13-09-2021 – TUNA’DAN SAKARYA’YA MİLLİ MÜCADELE

Bu haber 13 Eylül 2021 saat 9:29 'de eklendi.

Ecdadın Balkanlardaki fütuhatını ve Tuna’dan kafileler halinde geçen yiğitleri anlatan Yahya Kemal Akıncılara hitaben yazdığı şiirinde şöyle seslenir: Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!” Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan 1394’de Yıldırım Bayezit, Niğbolu ve Silistre’yi feth etmiş, bir yandan da İstanbul’u kuşatmıştı. Telaş içindeki Avrupa devletleri, Türklerin Balkanlardaki ilerleyişini durdurmak ve İstanbul’u kurtarmak amacıyla Papa’nın da desteğiyle oluşturdukları 130.000 kişilik Haçlı birliği Tuna üzerindeki Niğbolu’yu kuşatmıştı. Buna mukabil 60-70 kişilik Osmanlı ordusu 25 Eylül 1396 tarihinde haçlı kuvvetlerini yenmiş ve büyük bir zafer kazanmıştı. Niğbolu zaferinden sonra Osmanlı akıncıları Macaristan içlerine kadar ilerlediler. Vidin Prensliği ilhak edilerek Bulgar Krallığı tamamen ortadan kaldırıldı. Niğbolu zaferinden sonra da zaferler zaferleri kovaladı ve 1683 tarihinde Viyana kuşatmasına kadar devam etti. Birçok tarihçimiz Niğbolu Savaşı için “eski Haçlı seferleri hülyalarıyla beslenmiş son Haçlı seferidir.” deseler de II.Viyana kuşatmasında ve sonrasında yine haçlı birliği ve haçlı seferleri devam edecektir. Niğbolu zaferinin üzerinde beş asır geçmiştir. Artık dev gibi orduları yenmek için savaşmıyorduk. Osmanlı yıkılıyor, yeniliyor, kaybediyor, kaybediyordu. Son elli yılında girdiği savaşları kaybeden Osmanlı ağır bedeller ödüyor, sadece savaşlar değil baş gösteren isyanlarla baş etmeye çalışıyordu. Zulümler, katliamlar kelimelerle ifade edilemez bir dereceye ulaşıyor ve Türkler asırlarca yaşadıkları vatan topraklarını terk etmek zorunda kalıyorlardı. Bir yanda hafızalarımıza kazınmış zaferlerimiz, gururumuz, haysiyetimiz, tarihimiz, bir yanda mukadderat diye izaha çalıştığımız halimiz. İstikbalimiz de istiklalimiz de belirsiz. Bu hal ve halet-i ruhiye Ali Akbaş’ın dizelerinde ifadesini bulur: Sirkeci’den tren gider, Evim, barkım viran gider, Biz hep atla geçtik Tuna’dan, Böyle geçmedik avrat, uşak, Biz hiç böyle geçmedik, Tuna bizden utanır, biz Tuna’dan, Aldırma be Tuna’m, Yiğit çıplak doğar anadan.. Trablusgarp savaşı, 93 faciası, Balkan faciası derken I.Dünya Savaşı’ndan da yenik çıkan devlet, ağır bir mütareke imzalayarak teslim olmuş, ordusu terhis edilmiş, silah ve cephanesine de galip devletler tarafından el konulmuştur. Dünya Harbi’nde varını-yoğunu ve özellikle savaşabilecek beşeri kaynağını zaten kaybetmiş olan millet fakir ve yorgun bir haldedir. Türklerin Balkanlardan atılmasının ötesinde Anadolu’dan da atılmasının hesapları yapılmaktadır. Nitekim mütarekeden sonra Anadolu işgal edilmiş, bir süre sonra 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevrés Barış Antlaşması imzalatılmıştır. Adı böyle olsa da Sevrés Türk milleti için bir barış antlaşması değildi. Milis kuvvetler oluşturmak suretiyle bir mücadeleye girişmekten başka yol kalmamıştır. Yani yeniden ordu kurmak ve savaşmak gerekiyordu. Kaldı ki, Türk milletinin tarihi, medeniyeti, inancı, haysiyeti ve kimliği ona mücadeleyi telkin etmektedir. Eldeki imkânlar ölçüsünde oluşturulan Kuvâ-yı Milliye birlikleriyle savaş başlamış, İnönü muharebeleriyle elde edilen başarılar Türk milletinin teslim olmayacağını göstermişti. İnönü muharebelerinden sonra Eskişehir ve Kütahya muharebelerinde Türk kuvvetleri, kendisinden çok üstün durumda bulunan Yunan ordusu karşısında tutunamayarak Sakarya’nın doğusuna çekilmek zorunda kaldı. Artık Tuna’da kazanılan zaferi düşünecek zaman değil, Sakarya’da kazanılması gereken bir savaş vardır. Ordunun eksiklerinin mümkün olduğunca tamamlanması gerekiyordu. 7-8 Ağustos 1921 tarihinde Tekâlif-i Milliye emirleri yayınlandı. Çıkarılan bu kanuna göre kısaca “vatanın her ailesi birer kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp orduya verecekti.” Gelinlik kızlar çeyizlerini orduya verdiler. Savaşacak insan sayısı oldukça iyi bir duruma geldi. 23 Ağustos 1921’de başlayan Yunan taarruzu karşısında tutunamayan Türk kuvvetleri 26 Ağustos’ta neredeyse Ankara’ya kadar itildi. Yunan kuvvetlerinin bu ilerleyişi karşısında TBMM’nin Kayseri’ye taşınması dahi gündeme gelmişti. Bu durum karşısında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa büyük fedakârlıklarla kurulan savunma hattından gerilere çekilmek düşüncesini ortadan kaldırmak için ordu birliklerine meşhur emrini tebliğ etti: “Hatt-ı müdafaa yoktur sathi müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz… her birlik bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur:” 10 Eylül 1921’de Türk kuvvetlerinin taarruzu karşısında düşman kuvvetlerinin Sakarya’nın batısına çekilmekten başka çaresi kalmadı. 13 Eylül’de Sakarya’nın doğusunda artık Yunan birlikleri bulunmuyordu. Tarihte nadir görülen 22 gün 22 gece aralıksız süren bu çetin savaşta Türk ordusu büyük ve kesin bir zafer elde ediyordu. Sakarya savaşı Türk milletinin yaşamak azmini ve iradesini ortaya koyan bir savaştı. Nitekim bu zaferden sonra Yunanlılar marifetiyle amacına ulaşamayacağını anlayan İngiltere iki kez mütareke teklifinde bulundu, Fransa da Ekim 1921’de TBMM ile bir anlaşma (itilaf-nâme) imzalayarak Anadolu’daki emperyalist macerasını sona erdirmek istedi. Sakarya “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla mücadeleye atılan “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.” diyen Türk milletinin var oluş mücadelesidir. Mütarekeden sonra 13 Kasım 1918’de Fatih’in İstanbul’un fethinden sonra şehre girişine nazire yaparcasına şaşalı bir törenle İstanbul’un işgal edilmesinde olduğu gibi Türk akıncılarının kafileler halinde Tuna’dan geçişlerini unutmayan galip devletler, Sakarya’yı da ellerini kollarını sallayarak geçebileceklerini düşünmüşlerdi. Oysa Sakarya’nın Türk milletinin harim-i ismeti olduğunu ve bütün bir milletin kalbinin Sakarya’da attığını, Sakarya’nın “muzaffer et yarabbi” nidalarıyla duaların buluştuğu yer olduğunu hesap edememişlerdi. Sakarya, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni hazırlayan bir savaştır. Sakarya, 30 Ağustos 1922’de kazanılacak olan Büyük Zafer’in müjdecisidir. İstiklal için istikballerini Sakarya’da bırakan şehitlerimizi ve hayatları pahasına mücadeleden vaz geçmeyen gazilerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle yâd ediyoruz. Allah böyle bir ecdadın ahfadı olmayı bizlere nasip ettiği için ne kadar şükretsek azdır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.