Ateşten gömlek giymeyince kalaycı olunmaz Yazdır e-Posta
Perşembe, 29 Temmuz 2010 09:32

İsli elleri ve yüzünde buğulu teri onun her zamanki iş giysisi gibiydi. Körüğün ateşi yüzüne vurdukça, sıcağın dayanılmaz kuvvetine karşı duruyordu Bakırcı Hüseyin. İnsanoğlunun ateşi icat ettiğinden beri olduğu gibi…Bakırın klasını hala koruyan Polatlılı bir centilmenle gelmişten geçmişten konuştuk uzun uzun. Öyle paldür güldür konuşan biri değil; ateşi sabrıyla körükte terbiyeleyen kalayın, bakırın mareşaliydi Hasan Hüseyin Akman. Antikadan antika bakırlarını dizmiş rafına. 100 yıllık ibrik ve el leğeni, kazanın en karası, kulplu tavası, toptası, sahanı nicedir dertleşmeyi unutmuşlar gibi dostluklarını bir bir inci tanesi misali döktürdü. Bir maşrapa su dökte serinleyelim diyen tarihi kaynataların, ak tülbentli, söylemezlik eden gelinlerin ibrik tutuşu geldi gözümüzün önüne. ( Söylemezliğin anlamı:Gelinler eskiden kaynatanın yanında konuşmazlar. Ancak kaynata elini öptürüp, bahşiş verirse konuşurlardı) Yeni gelinlerin hiç bilmediği bu geleneğimizi çağrıştırdı bakırın müzayede salonu. Biz de size eskilerden bir adeti hatırlatmış olduk böylece.

BABAM, AMCAM, AĞABEYİM DE KALAYCIYDI

Akman soyadını ticarette de kullanan, Hüseyin Ustam 1952 doğumlu, Beypazarı’nda ilkokulu bitirip ailece ilçemize göç etmiş. Babası Abdullah Akman ve Hamdi ağabeyi ile Polatlı’ya geldiklerinden itibaren hiç vakit geçirmeden Eti Caddesi’nde bakır ve kalay yaptıkları dükkanlarını 1967’de açmışlar. Hattı zatında Beypazarı’nda da büyük amcası da kalaycı imiş. Asıl meslek ustalığını babası Abdullah Efendi amcasından öğrenmiş. Kendi çocuklarını da çırak olarak yetiştirmiş. Dört oğlundan ikisi kalaycılık mesleğini böylece seçmişler. Akman kardeşlerden iki erkek kardeş vefat etmiş.

POLATLI’DA TEK KALAYCIYIM

“Kalaycılık mesleğinin piri ateş” dedi Hüseyin Akman ve devam etti: “Eti Caddesi’nde açılan kalaycı dükkanı ailece ekmek kapımız oldu. Ağabeyim sonra kendi dükkanını açtı. Ben babamla birlikte kalaycılığa devam ettim. 1967 yılından itibaren kalaycılık ve bakırcılıkla ev geçindirdik. O zamanlar yedi, sekiz tane bakır ve kalaycı vardı. Şimdi Polatlı’da bir tek kalaycı ben varım. Şimdiki Aktanlar’ın yanında olan ilk dükkanımızı Bozkurt Caddesi’ne 1980’de taşıdık. 1993-94’de Ergenekon Caddesi’nde devam ettim. 5-6 yıl önce ‘de Eti Caddesi’nin aşağı tarafına geçtim. Akman Ticaret‘te çaydanlık, tencere, düdüklü tencere parlatıp ve tamir ediyorum. Sap takar, kalay yaparım. İşte böyle çalışıyorum. 1988’de Sobacılar Odası’na kayıt oldum. 1978’de sigortamı yaptırdım. Emekli de oldum”.

ETİ CADDESİ’NDEKİ ESKİ DÜKKAN KOMŞULARI

Biz, Eti Caddesi’ndeki eski esnafların kimler olduğunu sorduk bakırcı Hüseyin Akman’a. O da sıraladı 1967 yıllarındaki Eti Caddesi dükkan komşularını: “ Hemen yanı başımızdaki dükkan komşumuz manifaturacı Zakir Atmaca idi. Kalaycılardan hatırladığım… Güdüllülü Arif amca. 80’lerde dükkan komşumuz olan Muzaffer amca vardı. O zamanlar Eti Caddesi bugünkü kadar işlekti. Altıncı Muzaffer’in amcası saraçlık yapardı. Ayakkabıcı Mustafa Sevinçel bir yandan da saraçlık yapardı. Yine dükkanımızın karşısında Doktor Zeki Bey vardı. Vefat etti kendisi. Kargalılı Ayakkabıcı Kemal Bilgiç esnaf komşumuzda yıllar önce kaybettik kendisini. Bir başka esnaf Hakkı Ayvaz komşumuzdu. O da ayakkabı satardı” diye sözünü tamamlar tamamlamaz çaylarımız geldi tavşan kanı. DÜKKAN KOMŞUSU GELMEDİĞİ ZAMAN EVE ÇOCUK SALARLARDI

Biz çayımızı içerken “eskilerden neler kaldı neler gitti” dedik. “Esnaflar birbirini arar sorar mıydı?” deyince Hüseyin Usta : “ Yan dükkan komşumuz gelmediği zaman çocuk salarlardı gelemeyen esnafın evine. Hasta mı, çökel mi? durumu nedir ne değildir diyerek” dedi.

BABAMDAN ÇIRAK HARÇLIĞI ALIRDIM

Hüseyin Akman, sorduğumuz her soruya düşünerek ağır ağır yanıt veriyordu. Babanızdan harçlık alır mıydınız dedik: “Babamın yanında ilkokulu bitirdikten sonra askere giden kadar çırak olarak çalıştım. 1 lira ya da 2,5 lira harçlık alırdım. 2,5 lira ile bir pazar harcı görülürdü. 1972’de askerliğimin acemi birliğini Manisa’da, ustalığımı ise Lüleburgaz’da tamamladım. Babamla ölene kadar beraber çalıştım. Ağabeyim bizden ayrı olarak dükkan açtı.

KALAY YAPMAK İÇİN KÖYLERE DE GİTTİK

“Bakırcılık ve kalaycılık bizim Beypazarı’ndan göçüp geldiğimiz tarihlerde Polatlı’da çok revaçtaydı. İş yapan ve para kazandıran bir meslekti. Ailece Polatlı’yı da sevmiştik. Komşuluk ilişkilerimiz de gayet güzeldi” diyen Hüseyin Usta şöyle devam etti: “Eskiden köylüler harman kaldırmadan önce ve sonra bakır satmak, kalay yapmak üzere köylere giderdik.”

BİR KAMYON BAKIRI ON GÜNDE ‘HARMAN VERESİYE’ SATARDIK

Hüseyin Akman, “O zamanlar bakır satmaya kamyonla köylere giderdik. Kız anneleri yolumuzu gözlerdi. Kızlarına, gelinlerine çeyizlik bakırdan mutfak eşyası alırlardı. Bakırdan başka bir şey yoktu. Helke, tencere, kazan, sahan vesaire. Bir kamyon bakırı bir haftada on günde satardık. Harman veresiye öderlerdi. Borçların birazını alır, birazını alamazdık. Ama yine de ertesi yıl, bıldırdan (iki yıl önce demek) kalan borçlarını vermeyen müşterileri bahane etmez, güven duygusuyla tekrardan harman veresiye bakırlarımızı köylerde satardık. Harmanı iyi kaldıran parasını verirdi. Olmazsa ne verecek derdik. Eskiden her eve 50-60 parça kap kalaylardık” dedi.

EN ZENGİNİ BİLE BAKIR KAPTA YEMEK PİŞİRİRDİ

“Hala bakır tencerede yemek pişiren ve kalaylatan müşterim var. Çelik ortaya çıkmadan en zengini bile bakır kapta yemek pişirirdi. Bakır kabın yemeği çok güzel olur. Bakır kabı bırakmayan müşterilerimiz iki yılda bir sürekli kullandıkları tencerelerini kalaylattırırlar. Eski bakır kalın tencereler düdüklüden güzel ve çabuk pişirir yemeği” dedi Ustam. Biz yine kız çeyizine taktık kafayı. Polatlı’nın meşhur çeyiz adetinde bakırın yeri ne kadarmış bakalım?

HISIMLAR GELİNKIZIYLA BİRLİKTE ALMAYA GELİRDİ

Hüseyin Usta dedi ki: “Bizim zamanımızda düğün olmadan önce kız ve oğlan evi birlikte çeyizlik bakır mutfak eşyaları için ‘Gelin Çarşısı” yapardı. Gelin ne isterse alıp giderlerdi. Yaz aylarında bakırı çok satardık Tokat, Ankara, Çorumdan bakır getirirdik.

” KIZ ÇEYİZİNDE BAKIR KAPLAR “

Kazan, tencere, her geline iki tane güğüm. Bir helke. Bir kuşane(yayvan tencere) çorba tası, kapaklı sahan, tava, kevgir, zini, ibrikle elleğeni, kına sahanı, kına tepsisi, çaydanlık, tas, maşrapa, toptas, hamur leğeni, gaz ocağı, löküs, havan, kulplu tava, yumurta sahanı… Barkın modası şimdi süs eşyası olarak kaldı. Yine de bakır çok değerli” diyen Hüseyin Akman’a kız beşikte çeyiz sandıkta memleketimizde adet böyle işte. Sıra sizin evliliğiniz de diyerek bir anlatın bakalım dedik…

EŞİM ETMEZ ŞİKAYET!

“Askerden geldikten sonra görücü usulüyle Beypazarı’ndan Müzeyyen Hanımla evlendim. Eşim ev hanımı. İki kız bir oğlum var. Kızım Bahar hemşire, Serap ise devlet memuru oldu. Oğlum Vedat, Kırıkkale’de Fen Bilgisi Öğretmenliği okuyor. Kızlarım evli. Oğlumun kalaycılık mesleğine merakı yok ama dükkanda bekler işten anlar. Kalaycılık mesleği, isli karalı, tozlu topraklı bir meslek. Eşim hiç şikayet etmedi. Bazen kendim kendime elim yüzüm kara olunca kızarım” diyerek anlattı özelini…

KİMSE OLMAYINCA TÜRKÜ SÖYLERİM

Kalaycı Hüseyin Akman şöyle konuştu: “Kalay ateşin karşısında yapılır. Yaz günü ateşin sıcağıyla birlikte 100- 150 derece varır. Günde 2-3 saat ateşin karşısında çalışırım. Yaz günleri ya sabah , ya akşam ateşi körüklerim. Kışın sıcak olsun diye körüğü durmadan yakarım. Ateşin karşısında kimse olmayınca bazen cozuturum(çoşarım) şarkı, türkü , arabesk ve mani söylerim. Ferdi Tayfur ve Hakkı Bulut’u severim.

” KALAYCININ MANİSİ “

Denizin kenarında Kalayladım kazanı. Kız senin yüzünden Tutamadım Ramazanı” diyen Hüseyin Akman, “Ramazan ayında gündüz çalışmam sıcaktan dolayı. İftardan sonra gelir ocağı yakar kalay yaparım. Dükkan komşularımda gelir. Sahura kadar çalışır dükkanı açık tutarım” diye anlattı çalışma usulünü.

EVİMDE TENCERELERİM HALA BAKIR

Eşim bakır tencerede yemek pişirmeyi sever. Tencerelerimizin yarısı hala bakır. Herkese tavsiye ediyorum bakır tencerenin yemeğini yesinler. Çok güzel oluyor.( Bize de iş gelir. heh! Heh!)diyerek güldü Hüseyin Bey. Ama dedi: 1990’LARDA ALÜMİNYUM VE ÇELİK GELDİ, BAKIRIN KEYFİ KAÇTI. 3- 5 sene sonra Polatlı’da kalaycı kalmayacak. 1990’da alüminyum tencereler ve ardından çelik tencereler seri üretime geçince, bakırın keyfi kaçtı. Alüminyum hem ucuzdu. Hem kalay istemiyordu.” Mutfaklar yavaştan yavaştan bakırın unutulmaz kalaylı sırrına kadem basıp; çeliğin kapitalizmine geçmişti. Bizim dilimize adaptasyonu böyleydi bakırdan çeliğe tencerenin değişim masalı.

ESKİ ESNAFLARDAN NOSTALJİ HİKAYELERİ

Hüseyin Akman anlatıyor, biz dinliyoruz artık:“Polatlı’nın esnaf çizgisinde eskileri arıyoruz ve çocukluğumuzu. Arkadaşlarımı arıyorum. Eski komşularımızla sohbet eder toplanıp güveç yapardık. Hangimiz paraya sıkışsak dükkan komşumuza giderdik. Geri çevrilmeyeceğimizi bilirdik. Şimdi kimseden isteyemezsin. Alsan bile ertesi gün vermeni bekler. Ya da ister. Eskiden eline geçince ver derlerdi.

” HACI MUHSİN’İN OĞLU POLAT’IN DÜKKAN KİRACISIYDIM

Hüseyin Akman, “Sizin röportaj yaptığınız Muhsin amcanın oğlu Can Polat Öztürk’ün dükkan kiracısıydım. Dükkan sahipliği çok iyiydi. Polatlı’da o devirde zengin ve esnaf kısmından Cırcır hafız vardı. Zengindi. Bizim Beypazarı’ndandı. Ankara Caddesi’nde Ziraat bankası karşısında evi vardı kiracısı oldum. Halin orada Şekerci Veyis diye anılan bir esnaf vardı. Benim çocukluğum Çarşı Camisinin olduğu yerde eski cami vardı oralarda geçti. Bir de eski caminin yanına düşen yerde han vardı. Atların, at arabaları, gelip geçen kervanlar orada eğlenirdi hala orada bir eski otel var sanırım. Bir gün kalan kervanlar o handa yatardı. Çocukluğum oralarda geçti. O zamanda Gazi Mahallesi en lüks mahalleydi. Eti Caddesi’nde, Ticaret Odası’nın olduğu yerde Adliye giderken oralar koyun pazarıydı. Kurban Bayramı’nda kurbanlık satardı köylüler. Daimi koyun pazarı olarak da kullanılırdı o alanlar hep boştu. Hatırladığım kadarıyla eski han Beypazarlı İsmail amcanın hanıydı. Pasaj olarak da Beypazarlılar yaptırdı. Hatta yine aynı yakınlarda en eski kahvelerden Hacıtuğrullu Osman amcanın kahveye giderdik. Fedainin kahvesi de vardı. Kahvede saydığımız, sevdiğimiz ve büyüklerimiz varsa o kahveye girmez, başka kahveye giderdik. Şimdi büyük küçük birbirinin yanında kağıt bile oynuyor. Televizyon evlerde tek tük olduğu zaman kahveler dolup taştı televizyon sayesinde. Ben artık sigarada içmiyorum. Kahveye de gitmiyorum” deyince , “peki gençken nasıl zaman geçirirdiniz” dedik ve yazlık sinema zamanlarına ait soruda Hüseyin Akman’ın gözleri parlayıverdi.

DELİKANLILIĞIM YAZLIK SİNEMALARLA GEÇTİ

“Ben delikanlıyken Sakarya ve Yeni Sinema’nın yazlığı vardı. Ekseriyetle gece ve Pazar günleri giderdik. Babamda harçlık verirdi. Gitme demezdi. Yılmaz Güney, Kartal Tibet, Cüneyt Arkın’lı filmlerin müptelasıydık. 1970’lerde Seyit Kalaycıoğlu’nun seyyar sinemasını İliören Köyü’nde seyrettim. İliören Köyü’ne kaly yapmak için gitmiştim. Akşam sinema geldi dediler. Gittik.” Diye anlattı Akman yazlık sinema keyiflerini…

TENEKELERİN ÜSTÜNE OTURUP SEYRETTİLER

“Köy halkı bir avluda toplandı yazlık sinema geldi deyince” diyerek anlatmaya devam eden Hüseyin Akman, “Kocaman bir perde gerdiler. Evden tahta sandalyeleri alan geldi. Kahveden de sandalye getirdiler. Tenekelerin üstüne bile oturdular. Kadın erkek karışık kız kızan köyde herkes bir arada film seyrettik. Ayrıca Polatlı’da Belediye Sineması’nda sanatçı matineleri olurdu. Konserlere kapıdan bacadan zorla girerdik. Evlendikten sonra eşim sinemayı sevmezdi ama çocuklarımla birlikte sinemaya gittik. Benim babamda anlayışlıydı yerine göre. Saygı ve sevgi ön plandaydı. Ben de aynıyım. Zaman arkadaş gibiyiz. Babamız da yeri gelince arkadaş gibiydi. Yeri gelince saygı ve sevgimizi gösterirdik. Eski saygı ve sevgi düzenini yeni nesil de arıyoruz. Çocuğu küçükken eğitmeli . Fazla tepeye çıkarmak, çocuğun zararına olabiliyor dedi. Aile birliği insanın elinde baki kalan en güzel şey” dedi.

KAPULLU KÖYÜ’NDE BAĞ BAHÇEYLE UĞRAŞACAĞIM

“Emekli olunca ne yapacaksınız” dedik Akman: “Şu anda ölmeyecek kadar yine kazanıyoruz. Çelik çaydanlık emziği, parlaması, çelik tencere parlatmak, bakır işlemeciliği yaparak dükkan ayakta dırıyor. Son 10- 15 yılda bakırcılık geriledi ben kapatınca Polatlı kalaycı ve bakırcısız kalacak bu beni üzüyor. İşi bıraktıktan sonra Beypazarı Kapullu Köyü’nde ev yaptırdım. Yazın köyde kışın Polatlı’da oturacağım. Eşimle birlikte bağım bahçemle ilgilenip meyve ağaçları yetiştireceğim. Onlarla ilgileneceğim. Kalaycılık mesleği bitmesin istiyorum tamam mı. Bakır tenceremi kim kalaylayacak?” dedi.

BU SORUNUN YANITI YOKTU!

O sorumlu bir esnaf ki; kentin tükenmek üzere olan mesleğine ait mantıklı ve duygusal kaygıları var. Kız çeyizinden, hacı aşına kadar pilav pişen bakır kazanların yerini dolduran elektrikle çalışan çelik metalinin soğukluğuna dem vurmakta. Emsal bir dükkanda Polatlı’da ne olursa olsun kalaycılığın sürmesini içten içe istemekte. Çıraklıktan, kalfalığa, ustalığını karalı elleriyle bakırın kızılın ak pak kalaylı kaplara çeviren ustadan da bu beklenirdi. Şapka çıkarıyoruz Hüseyin Akman’ın ateşle gelen ekmek ve yaşam öyküsüne. Hoşçakalın. Bir başka yaşam öyküsünde buluşmak üzere.

Son Güncelleme: Perşembe, 29 Temmuz 2010 12:13
 

Yorum ekle